19 Mart 2008 Çarşamba

Rock’çılara saygı kuşağı

Servet YILMAZ

Rock’çılara saygı kuşağı İkinci albümü "S’onsuz"u Taşoda etiketiyle piyasaya çıkaran Badem, uzun bir aradan sonra "Kalpsiz" ile sağlam bir dönüş yaptı. Piyasada popçuları hoş tutanlardan şikayetçi olan Badem üyeleri, rock dinleyen milyonları gösterip rock’a saygı duymanın zamanının geldiğini söylüyor.

Bu geçen süre zarfında grubu etkileyecek kadar kişisel bir değişim yaşadınız mı?

Grup birçok kimyanın bir araya gelip oluşturduğu ayrı bir kimya. Çorba gibi düşünün malzemeler farklı ama bir araya gelince bir bütün. İster istemez malzemelerden biri değişince grup da değişiyor. Hepimizin ayrı dönemlerde yaşadığı ayrılıklar oldu. Ölüm ayrılıkları oldu, aşk ayrılıkları oldu. Birimizi etkileyen bir şey hepimizi etkiliyor sonuç olarak.

Badem’de büyük değişimler var. İmajdan duruşa kadar oldukça büyük bir gelişim söz konusu bu da zamanla ilgili bir şey mi?

Biz yıllardır bu işle ilgilendiğimiz için tüm işlerimizi müziğe endeksledik. İlk albüm 2005 yılında çıktığı zaman bu profesyonel dünyaya adım attık ve iş disiplininin getirdiği sonuçlar doğrultusunda zamanla kendimizi geliştirdik. Şöyle de diyebiliriz ilk albümde yüzmeyi öğrendik şimdi stilli yüzmeyi öğreniyoruz.

İş disiplini diyorsunuz müzik sizin için bir iş mi? Bu sektörden para kazanabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Hepimizin ortağı olduğu şirketler ya da çalıştığı müzikle ilgili işler var. Mesela Mustafa Taşoda prodüksiyon şirketiyle ortak, Barış Wee Play ile ortak, Emre Modern Müzik Akademisi’nde davul dersleri veriyor. Böylece hem kendimizi hem de müziğimizi yan kollarla besleyebiliyoruz. Sonuçta bütün gün evde oturup iş gelsin diye beklemiyoruz ve müzikten kopmuyoruz.

"Sınav" filmiyle daha büyük kitlelere ulaşan Badem, Özlem Tekin’le de bir başka dönüm noktası yaşadı diyebilir miyiz?

Badem’in dönüm noktası Sony&BMG ile anlaşıp albümün çıktığı gündür aslında.

Neden o gün?

Çünkü, amatörlükten profesyonelliğe geçtiğimiz gündür. Bugünlerde yadırganmıyor ama bizim albümümüz çıktığı zaman Türkiye’de bir rock patlaması vardı. Özellikle gruplarda ve biz kimsenin yapmadığı akustik tınılı rock yapmıştık. Yeni albümde ise farklı duygular hissedip, farklı seslerde kullandık ama yine o akustik tınıyı koruduk mesela. Sonuçta gruplar çıkıyor ve ikinci albümü yapamadan kayboluyorlar. Devamlılık çok önemli bu işte. Biz "S’onsuz" ile bir adım daha attık ve üçüncü albümü düşünmeye başladık.

İlk albümle ilgili şanssızlık olarak gördüğünüz bir şey var mı?

Biz bir grupken ilk albüme dair yaşadığımız en büyük talihsizlik yaptığımız müziğe benzer bir müziğin yapılmıyor oluşuydu. Bu yüzden insanlar bizi bir yere koyamadılar. Çünkü hep böyle bir istek var. Bir yerlere yerleştirme, karşılaştırma isteği. Artık kendi çabalarımızla kendimize o yeri açtık. Badem dendiği zaman insanlar ne tür bir müzik dinleyeceklerini biliyorlar. Zamanında birçok grubun başına gelmiş bir şeydir bu aslında. En iyi, örneği MFÖ’dür hatta. MFÖ ilk çıktığı zaman insanlar "Bu nasıl müzik böyle" diyordu. Şimdi gidip MFÖ’ye "Müziğinizi tanımlar mısınız" diye soru sorulmuyor. Ne tarz olduğu da biliniyor.

Konserlerinizde aksilikler oluyor mu en çok neden şikayetçisiniz?

Aksilikler mutlaka olur ama konserlerden değil de daha çok televizyonlardan şikayetçiyiz. Bu işe biraz para ayırmaları gerekli. Canlı performans için çıktığımız programlar oluyor. Biz bir vokal grubuyuz ve sahneye çıktığımızda mikrofon olmuyor. "İdare edin" diyorlar. Popçular ve rock’çılar diye bir terim var televizyon dünyasında. "Rock’çılar geldiği zaman onları şöyle ağırlıyoruz" diyorlar mesela. "Rock’çılar genelde.." diye başlayıp devam ediyorlar cümlelerine, biz bir genellemenin içinde bulunmak istemiyoruz. "Rock’çıları ayakta konuk alıyoruz biz" diyorlar. Niye biz oturamıyor muyuz? Sonra çok büyük bir rayting kavgası var ve rock’çı deyip hor görüyorlar grupları. Oysa bu ülkede artık hiç de azımsanmayacak kadar çok rock müzik dinleyicisi var. Onların saygı görmesi gerek diye düşünüyorum. Bir de Türkiye’de müzisyenlik meslek gibi görünmüyor. Bankada müzisyen yazıyorsun kredi vermiyorlar.

Yeni albümünüzde çok farklı türde şarkılar var, kendi şirketinizi kurup albümü buradan çıkardınız...

Sony&BMG ile anlaşmazlık oldu ve ayrılmamız gerekti ama ilk albümde de kendi müziğimizi yapmıştık, şimdi de kendi müziğimizi yaptık. Şarkılarımız bizi yönlendirdi. Yani bir şarkı sert gitarlar istediyse sert gitarlar, daha akustikse akustik enstrümanlar, folksa folk tirimler kullandık. Konsept olarak, genel anlamda ise ulaşılamayan aşk, umut ve ölüm üzerine birleştiğini görebilirsiniz.

Bu albüm tam olarak ne zaman bitti?

Albüm geçen sene nisan sonuna bitmiş gibiydi ama çıkma süreci uzayınca biz de tekrar bir şeyler eklemeye başladık. Özlem Tekin ve İlhan Şeşen eklendi mesela. Albüm geçen sene mayısta çıkmış olsaydı konuk sanatçılar olmayacaktı. Tam olarak da aralık ayında bitti albüm.


Viyana’da bir konser verdiniz nasıl geçti?

Çok iyi geçti. Hatta bugüne kadar verdiğimiz en iyi konserdi. 250-300 kişilik bir bardı ve 250 bilet biz gitmeden önce satılmıştı. Oraya hep popüler kültüre yönelik sanatçılar gidiyormuş böyle bir konser olunca çok talep oldu. Tom Maister çok duygulandı mesela. 2 saat 15 dakika sahnede kaldık. Kendi şarkılarımızın ağırlıklı olduğu bir konserdi ve çok güzel geçti.

Biz "S’onsuz" ile bir adım daha attık ve üçüncü albümü düşünmeye başladık.


Hürriyet Kelebek 15 Mart Cumartesi

Hiç yorum yok: