6 Mayıs 2009 Çarşamba

'Şeytanın kemancısı'ndan bir konser bir albüm

Radikal
ERAYAYTİMUR
Kültür Sanat
04/05/2009

Türkiye’yi seven, Türkiye’nin sevdiği Latin caz piyanisti ve bestecisi Michael Camillo; ‘Spirit of the Moment’ albümünü kaydettiği ekibiyle 9 Mayıs’ta İş Sanat’ta olacak. Ancak bu konserin bir kahramanı daha var. Hatta muhtemelen şovun başladığı ve bittiği noktayı o belirleyecek. Çünkü o ‘Şeytanın kemancısı’ Roby Lakatos.

Aslında Roby Lakatos, bizler için yeni biri değil. İş Sanat’ta epey çalmışlığı var. Fakat dimağımıza nakşolması 35. Müzik Festivali’nde, Esma Sultan’da verdiği acayip konsere rastlar. Fire Dance ve Klezmer Karma albümleri de eklenince o dönemde Lakatos’a epey doymuştuk. Bu seferki konserin öncesinde ise dağarcığımızı başka bir albümle tazeliyoruz: ‘Roby Lakatos with Musical Friends’. Albüm, ismiyle ve cismiyle atalarımızın pek güzel ifade ettiği ‘Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim’ sözünü doğruluyor. Lakatos’un söz konusu ettiği arkadaşlar kendi topluluk üyelerinin yanı sıra en az onun kadar yetenekli Marc Fosset (gitar), Vadim Repin (keman), Randy Brecker (trompet), Tony Lakatos (tenor saksafon). Ayrıca arkadaştan öte Roby Lakatos’un ömrü boyunca birlikte çalmak istediğini söylediği bir de ustası var. Yehudi Menuhin’in dünyanın en yetenekli kemancısı olarak gördüğü, Stephane Grappelli... Şimdi ay yüzlü, deniz gözlü, burma bıyıklı Lakatos’umuz ne yapmış da ‘Şeytanın kemancısı’ olmuş, ona bakalım.

Roby Lakatos, çıkardığı yetenekli kemancılarla Macaristan’da efsane addedilen bir aileden geliyor... Kamuya açık ilk konserini 9 yaşındayken bir Çingene topluluğunun birinci kemancısı olarak vermiş. Budapeşte’deki Bela Bartok Konservatuarı’nın klasik keman bölümünden birincilikle mezun olmuş. Sonrasında ise bu titrin fiyakasına kulak asmadan sevdiği her şeyi hakkıyla çalabilen bir kemancı olmak için var gücüyle çalışmış. Köklerinde yaşayan Çingene müziği, eğitimini aldığı klasik müzik, hayatının her döneminde ilgisini çeken Klezmer müziği ve çok yetenekli olduğu doğaçlama derken müzikal uğraş listesi uzayıp gidiyor. Onu dinledikten sonra birlikte çalmak için sıraya giren büyük müzisyenler listesi ise Yehudi Menuhin, Nigel Kennedy, Esa Pekka Salonen diye sürüyor. Gelgelelim canlı performanslarıyla dudak uçuklatırken plak firmaları konusunda şansı yaver gitmemiş. Deutsche Grammophon’un 1995’te yayınladığı ‘Roby Lakatos La Boheme’le bile ancak ortalamayı tutturan Lakatos’un asıl yükselişi ise 2004’ü bulmuş. Çünkü o yıl yeni kurulan ve Pure Music çatısı altında ‘avanticlassic’ ve ‘avantijazz’ olarak iki kola ayrılan firmalarla anlaşma yapıp her ikisi de büyük ses getiren ‘Fire Dance’ ve ‘Klezmer Karma’ albümlerini peşisıra yayınladı. ‘Fire Dance’te Çingene; ‘Klezmer Karma’da ise Yahudi müziklerini ön planda tutan ‘Şeytanın kemancısı’, bu albümlerde farklı müziklerin ipuçlarını değerlendirerek kendi füzyon standardını geliştirdi.

Şeytanın kemancısının on yılı aşkın hayalini gerçeğe dönüştüren ‘Roby Lakatos with Musical Friends’ ise 2008 sonunda avantijazz etiketiyle yayınlandı. Geleneksel müzikleri caz, funk, vals, tango dokunuşlarıyla modernize eden albüm, Lakatos’un yukarıda ismi geçen arkadaşlarıyla farklı zamanlarda yaptığı kayıtlardan oluşuyor. Yani bir yönüyle Lakatos derlemesi ya da toplaması.

İlk CD’de Paganini’nin ‘24 Capricio’sundan Dave Brubeck’in ‘Blue Rondo a la Turk’una; Miles Davis’in ‘Four’undan Charlie Parker’ın ‘Donna Lee’sine uzanan türler arası cümbüş; Bonus CD’de ise daha önce hiç yayınlanmamış versiyonlarıyla iki geleneksel Macar ezgisi, bir alternatif finalli Donna Lee, bir de Kalman Cseki’nin özgün bestesi yer alıyor.

‘Roby Lakatos with Musical Friends’e yaylıların hakim olması çizginin klasiğe yakın olduğunu düşündürebilir. Ama repertuar ve düzenlemeler yönünden ekseriyetle caz. Öte yandan bazı parçalarda Orta ve Doğu Avrupa’da yaygın olarak kullanılan cimbalom sık duyuluyor ki Macar’ın olduğu yerde şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan ise hele ki ülkemizde sık rastlamadığımız akustik bas çizgisinin albümdeki her parçayı kusursuzlukla işlemesi. Olay yerine derin sessizliği ve hüzünsüz karanlığı getiren de bu. Hani kemanın zarafetine zaten toz kondurmam ama bu akustik bas-gitar döngüsü, uzun keman seanslarına tahammülsüzleri bile memnun ediyor... Sözün özü, ‘Şeytanın kemancısı’ arşesini gönlünün üstünden çekmeye devam ettiği sürece biz de onu sevmeye devam edeceğiz.

Hiç yorum yok: