14 Mayıs 2009 Perşembe

Chill-Out Festival İstanbul'u coşturacak!

Chill-Out Festival'i, Lounge 102’nin organizasyonuyla 24 Mayıs Pazar günü Kemer Golf & Country Club’da!

Metropol insanlarında bağımlılık yapan 'Chill-Out Festival' konseptini yaratan, Türkiye'nin ilk ve tek 'downtempo' radyosu Lounge 102 tarafından düzenlenen Chill-Out Festival İstanbul’un dördüncüsü 24 Mayıs 2009 Pazar günü Kemer Golf & Country Club’da gerçekleşiyor. Doğanın içinde, yeşillikler üzerinde, öğlen saatlerinde açık havada başlayacak festivalde, kesintisiz 12 saat müzik ziyafeti ve yenilenmiş ilgi çekici aktiviteler gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam edecek.

Lounge 102’nin organizasyonuyla gerçekleştirilen, 2009 yaz döneminin ilk festivali Chill-Out Festival Istanbul, 24 Mayıs Pazar günü sabah 12:00’den gecenin ilerleyen saatlerine kadar doğanın içinde, açık havada dinleyicilerine unutulmaz bir deneyim yaşatmayı hedefliyor. Festivalde, lounge’dan trip hop’a, latin’den funk’a kadar geniş bir müzikal yelpazede her zevke hitap eden farklı müzikler katılımcıları bekliyor.

Kemer Golf & Country Club’da 10 km2'lik bir orman içinde düzenlenecek festivalde, her zamanki gibi dünya çapında isim yapmış birbirinden ünlü sanatçı ve gruplar yer alıyor. Bu yıl dördüncü yaşını kutlayan Chill-Out Festival İstanbul’da uzun süre sonra tekrar turneye çıkan Lamb, benzersiz tarzıyla Yoav, gecmişi bugünle en iyi şekilde harmanlayan The Shortwave Set, Zorzal ile büyük beğeni toplayan Axel Krygier, ülkemizde uzun süredir beklenen Jazzamor ve reggea/dub projeleriyle ilgi çeken Sattas canlı performanslarıyla Chill-Out Festival Istanbul sahnesinde yerlerini alıyorlar. Boozoo Bajou grubu ile de sürpriz bir kapanış partisi festival katılımcılarını bekliyor. Festival biletleri Biletix gişelerinden veya www.biletix.com adresinden satın alınabilir. Bilet fiyatı 60 TL ( Biletix hizmet bedeli eklenecektir )

Sanatçı ve grup bilgileri:

Lamb (İngiltere)

Joy Division’dan The Bee Gees’e, Oasis’den Simply Red’e onlarca büyük topluluğa hayat veren Manchester şehri, doksanlı yılların ortalarında, trip-hop sahnesine bambaşka bir boyut kazandıran Lamb’in doğuşuna da evsahipliği yaptı. ‘Gabriel’ ile uluslararası başarıya ulaşan Stüdyo dahisi Andy Barlow ve eşsiz vokalleri ile Lou Rhodes, doksanlı yıllarda Bristol şehrinin egemenliğinde süregelen trip-hop akımının kalıplarıyla sınırlı kalmadan, içeriğine jazz, dub, breaks ve drum’n’bass’in unsurlarını da ekleyerek oluşturdukları ses evrenleri ile birleşen akustik etkileşimli tınıları sayesinde çabucak fark edildi. Belli başlı organizasyonları tercih ettikleri dünya turu öncesi, Chill-Out Festival Istanbul 2009’un baş tacı konuğu olacak Lamb bir downtempo müzik ikonu olarak kaçırılmaması gereken bir sahne performansı ortaya koyacak.

Yoav (Güney Afrika)

Yeni nesil akustik müziğin Güney Afrikalı temsilcisi Yoav, gitarıyla eşlik ettiği sıcak vokalinin yanı sıra, söz yazarlığını da bizzat üstlendiği parçalarıyla, lo-fi ve indie arasında alternatif köprüler kuruyor. Field Recordings ile anlaşarak, ilk albümü ‘Charmed & Strange’i buradan yayınlayan Yoav, albüm boyunca kendi elleriyle yakaladığı vuruşları, elektronik filtrelerden geçirirken, akustik gitarına eşlik eden vokali ile harikalar yaratıyor. ‘Club Thing’ ve ‘Beautiful Lie’ isimli single çalışmaları ile dünya radyolarının listelerinde haftalarca yer alan Yoav, Chill-Out Festival 2009 sahnesinde yer alacak.

Axel Krygier (Arjantin)

Güney Amerikalı sanatçılara her daim ilham kaynağı olmuş Buenos Aires şehrinin, sofistike mirasını günümüz lounge ve jazz tınısı ile bütünleştiren Axel Krygier, düşsel kompozisyonunu akustik ve elektronik şablonlarla dinleyicilere sunduğu son albümü ‘Zorzal’ı geçtiğimiz sene içersinde yayınladı. Vokal unsurlarının yanı sıra theremin gibi sıra dışı enstrümanlar içeren parçalara yer veren albümde kreole, jazz ve funk’ı zengin bir içerikle ele alan Axel Krygier ana vatanının sofistike mirasını gelecek kuşaklara aktarıyor. Lounge 102 dinleyicilerinin yoğun ilgisine maruz kalan parçalarının prodüktörü Axel Krygier, topluluğu ile sergileyeceği çok özel canlı performansı için Chill-Out Festival Istanbul 2009’ da.

The Shortwave Set (İngiltere)

‘The Debt Collection’ albümü ile çıkışını gerçekleştiren The Shortwave Set, ses örnekleme teknikleriyle eşi benzeri bulunmayan ve türlerini ‘Victorian Funk’ olarak ifade ediyor. İkinci albüleri ‘Replica Sun Machine’ ı Royksopp, Propellerheads, Zoot Woman ve Les Rythmes Digitales gibi gruplara ev sahipliği yapan Wall Of Sound’dan çıkaran The Shortwave Set bunun yanı sıra Goldfrapp, Moby ve Scissor Sisters için gerçekleştirdiği remix çalışmaları ile dünya radyolarının sevilen grupları arasına girdi.‘Vintage’ gitarları, tescilli Moog sesleri tamamlayan The Shortwave Set, sıra dışı tınıları ve kendilerine özgü sahne duruşları ile Chill-Out Festival Istanbul 2009’un merakla beklenen konukları arasında.

Jazzamor (Almanya)

Jazz müziğin 60’lı yıllardaki duruşundan ilham alan Bettina Mischke ve Roland Grosch’un hayat verdiği Jazzamor, kendilerine has modern yaklaşımları sayesinde günümüz lounge sahnesinin, hip projeleri arasında yerini aldı. Eşsiz tınıları ve yorum çalışmalarıyla kendi jazz quartetleri ile çıktıkları dünya turunda sergiledikleri güçlü sahne perfromanslarıyla adından söz ettiren ikili, Astrud Gilberto, Stan Getz, Sergio Mendes, Henry Mancini ve Ennio Morricone’dan devraldıkları mirası, kavramsal bir doğrultuda yeniden yorumluyor. Modern jazz’ın lounge ile buluştuğu sıradışı etkileşimin doğrultusunda, gerek perfromansları gerekse prodüksiyonları ile göz dolduran Jazzamor, Chill-Out Festival Istanbul 2009’un sıradışı topluluklarından.

Boozoo Bajou (Almanya)

Downtempo ve lounge müziğe yön vermiş birçok prodüktör ve topluluğu barındıran Almanya, şu sıralar, blues, jazz, soul, latin ve dub’ı, modern electronica ile eşsiz bir şekilde harmanlayan Boozoo Bajou’nun, yeni albümü ‘Grains’ i konuşuyor. On yılı aşkın bir süredir, ileriye yönelik müzik anlayışları ile üretime devam eden, Florian Seyberth ve Peter Heider ikilisinden oluşan Boozoo Bajou, akustik ve folk müzik unsurları ile zenginleştirilmiş yeni bir içerik ile karşımıza çıkıyor. Prodüksiyon anlamında ‘laidback’ kabul edilen ve dub etkileşimli altyapılarla, keyif veren bir albüme imza atarken, yeni performanslarıyla ilk defa Chill-Out Festival Istanbul 2009 sahnesinde.

Milliyet 12.05.2009

9 Mayıs 2009 Cumartesi

İstanbul yine cazın ustalarını ağırlayacak

Bu yıl 16’ncısı düzenlenen Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nin (İKSV) programı dün Ortaköy’deki The Marmara Esma Sultan’da düzenlenen toplantıyla açıklandı
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, Garanti Bankası sponsorluğunda düzenlenen festival, 2 - 15 Temmuz arasında gerçekleşecek.


Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Nafiz Karadere, “Garanti ile cazın birbirine çok yakıştığını düşünüyor, ana sponsor olarak 12 yıldır keyifle festivali destekliyoruz. Temmuz boyunca, İstanbul yine bir ‘caz kentine’ dönüşecek” dedi. Festivalde, pop-cazın usta yorumcusu, ozan-şarkıcı Joe Jackson, 4 Temmuz’da ilk kez İstanbul’a konuk olurken; Melody Gardot 7 Temmuz’da, ünlü bas gitaristler Stanley Clarke, Marcus Miller ve Victor Wooten ise birlikte 8 Temmuz akşamı konser verecekler.

Mehldau da geliyor

Caz severler, 10 Temmuz’da Azerbaycan’ın ünlü sesi Alim Qasimov’la Erkan Oğur ve Derya Türkan’ı bir arada dinleme fırsatı bulurken; 13 Temmuz’da piyanist Joe Sample ve vokalist Randy Crawford’ı, aynı gün başka bir konserde de gelmiş geçmiş en yaratıcı caz piyanistlerinden Brad Mehldau’yu grubuyla birlikte izleyebilecek.

14 Temmuz günü pop-caz vokalisti ve piyanist Peter Cincotti, bir diğer konserde de Latin müziğinin yetkin topluluklarından Maraca’s Otra Vision sahne alırken, ertesi gün akustik-folk akımının önemli temsilcilerinden, İzlandalı ozan-şarkıcı Emiliana Torrini konser verecek. Festivalin en önemli konserlerinden birindeyse, Festival’in Yaşamboyu Başarı Ödülü bu yıl elektronik müzik alanındaki çalışmalarıyla tanınan besteci İlhan Mimaroğlu’na veriliyor. 30’un üzerinde konsere ev sahipliği yapacak festivalin biletleri, 9 Mayıs’tan itibaren Biletix ve İKSV merkezinden satışa sunulacak.

www.iksv.org/caz

Milliyet 06.05.2009

6 Mayıs 2009 Çarşamba

'Şeytanın kemancısı'ndan bir konser bir albüm

Radikal
ERAYAYTİMUR
Kültür Sanat
04/05/2009

Türkiye’yi seven, Türkiye’nin sevdiği Latin caz piyanisti ve bestecisi Michael Camillo; ‘Spirit of the Moment’ albümünü kaydettiği ekibiyle 9 Mayıs’ta İş Sanat’ta olacak. Ancak bu konserin bir kahramanı daha var. Hatta muhtemelen şovun başladığı ve bittiği noktayı o belirleyecek. Çünkü o ‘Şeytanın kemancısı’ Roby Lakatos.

Aslında Roby Lakatos, bizler için yeni biri değil. İş Sanat’ta epey çalmışlığı var. Fakat dimağımıza nakşolması 35. Müzik Festivali’nde, Esma Sultan’da verdiği acayip konsere rastlar. Fire Dance ve Klezmer Karma albümleri de eklenince o dönemde Lakatos’a epey doymuştuk. Bu seferki konserin öncesinde ise dağarcığımızı başka bir albümle tazeliyoruz: ‘Roby Lakatos with Musical Friends’. Albüm, ismiyle ve cismiyle atalarımızın pek güzel ifade ettiği ‘Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim’ sözünü doğruluyor. Lakatos’un söz konusu ettiği arkadaşlar kendi topluluk üyelerinin yanı sıra en az onun kadar yetenekli Marc Fosset (gitar), Vadim Repin (keman), Randy Brecker (trompet), Tony Lakatos (tenor saksafon). Ayrıca arkadaştan öte Roby Lakatos’un ömrü boyunca birlikte çalmak istediğini söylediği bir de ustası var. Yehudi Menuhin’in dünyanın en yetenekli kemancısı olarak gördüğü, Stephane Grappelli... Şimdi ay yüzlü, deniz gözlü, burma bıyıklı Lakatos’umuz ne yapmış da ‘Şeytanın kemancısı’ olmuş, ona bakalım.

Roby Lakatos, çıkardığı yetenekli kemancılarla Macaristan’da efsane addedilen bir aileden geliyor... Kamuya açık ilk konserini 9 yaşındayken bir Çingene topluluğunun birinci kemancısı olarak vermiş. Budapeşte’deki Bela Bartok Konservatuarı’nın klasik keman bölümünden birincilikle mezun olmuş. Sonrasında ise bu titrin fiyakasına kulak asmadan sevdiği her şeyi hakkıyla çalabilen bir kemancı olmak için var gücüyle çalışmış. Köklerinde yaşayan Çingene müziği, eğitimini aldığı klasik müzik, hayatının her döneminde ilgisini çeken Klezmer müziği ve çok yetenekli olduğu doğaçlama derken müzikal uğraş listesi uzayıp gidiyor. Onu dinledikten sonra birlikte çalmak için sıraya giren büyük müzisyenler listesi ise Yehudi Menuhin, Nigel Kennedy, Esa Pekka Salonen diye sürüyor. Gelgelelim canlı performanslarıyla dudak uçuklatırken plak firmaları konusunda şansı yaver gitmemiş. Deutsche Grammophon’un 1995’te yayınladığı ‘Roby Lakatos La Boheme’le bile ancak ortalamayı tutturan Lakatos’un asıl yükselişi ise 2004’ü bulmuş. Çünkü o yıl yeni kurulan ve Pure Music çatısı altında ‘avanticlassic’ ve ‘avantijazz’ olarak iki kola ayrılan firmalarla anlaşma yapıp her ikisi de büyük ses getiren ‘Fire Dance’ ve ‘Klezmer Karma’ albümlerini peşisıra yayınladı. ‘Fire Dance’te Çingene; ‘Klezmer Karma’da ise Yahudi müziklerini ön planda tutan ‘Şeytanın kemancısı’, bu albümlerde farklı müziklerin ipuçlarını değerlendirerek kendi füzyon standardını geliştirdi.

Şeytanın kemancısının on yılı aşkın hayalini gerçeğe dönüştüren ‘Roby Lakatos with Musical Friends’ ise 2008 sonunda avantijazz etiketiyle yayınlandı. Geleneksel müzikleri caz, funk, vals, tango dokunuşlarıyla modernize eden albüm, Lakatos’un yukarıda ismi geçen arkadaşlarıyla farklı zamanlarda yaptığı kayıtlardan oluşuyor. Yani bir yönüyle Lakatos derlemesi ya da toplaması.

İlk CD’de Paganini’nin ‘24 Capricio’sundan Dave Brubeck’in ‘Blue Rondo a la Turk’una; Miles Davis’in ‘Four’undan Charlie Parker’ın ‘Donna Lee’sine uzanan türler arası cümbüş; Bonus CD’de ise daha önce hiç yayınlanmamış versiyonlarıyla iki geleneksel Macar ezgisi, bir alternatif finalli Donna Lee, bir de Kalman Cseki’nin özgün bestesi yer alıyor.

‘Roby Lakatos with Musical Friends’e yaylıların hakim olması çizginin klasiğe yakın olduğunu düşündürebilir. Ama repertuar ve düzenlemeler yönünden ekseriyetle caz. Öte yandan bazı parçalarda Orta ve Doğu Avrupa’da yaygın olarak kullanılan cimbalom sık duyuluyor ki Macar’ın olduğu yerde şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan ise hele ki ülkemizde sık rastlamadığımız akustik bas çizgisinin albümdeki her parçayı kusursuzlukla işlemesi. Olay yerine derin sessizliği ve hüzünsüz karanlığı getiren de bu. Hani kemanın zarafetine zaten toz kondurmam ama bu akustik bas-gitar döngüsü, uzun keman seanslarına tahammülsüzleri bile memnun ediyor... Sözün özü, ‘Şeytanın kemancısı’ arşesini gönlünün üstünden çekmeye devam ettiği sürece biz de onu sevmeye devam edeceğiz.