17 Ağustos 2008 Pazar

İstanbul'la karşılıklı aşk


Türkiye'nin pek sevdiği Pink Martini, 'Hang On Little Tomato' isimli ikinci albümünün ardından iki konser için İstanbul'da. Grup, yeni albümünde seslendireceği Türkçe bir şarkı için Türk hayranlarından öneri bekliyor


AHMUT HAMSİCİ

İSTANBUL - 'Jö nö vö pa travaye, jö nö vö pa dejöne, jö vö sölman ubliye e püi jö füm/Çalışmak istemiyorum, yemek istemiyorum sadece unutmak istiyorum zaten sigara içiyorum' Pink Martini'yi nakaratı dilimize dolanan bu şarkısı yani 'Sympathique' ile tanıdık. 1997 tarihli ilk albüme adını veren bu şarkı gibi kendisi de son derece sempatik bir grup Pink Martini. İlk albümünün turnesi kapsamında Türkiye'de verdiği konserinin tadı hâlâ damaklardayken Pink Martini 'Hang On Little Tomato' isimli yeni albümünü çıkarttı. Haftalarca Türkiye'de en çok dinlenen yabancı albüm bu oldu. Tabii onlar da kendilerini bu kadar seven Türkiye'ye tekrar gelmeyi ihmal etmediler. Perşembe ve cuma geceleri İş Sanat'ta iki konser verdiler. Pink Martini'nin öne çıkan iki ismi, sanat yönetmeni Thomas Lauderdale ve vokalist China Forbes ile konuştuk.
Öncelikle kendi müziklerini nasıl tanımladıklarını sorduk. Lauderdale ve Forbes aynı anda cevap verdiler: "Dünyanın müziğini yapıyoruz". Ancak yaptıklarının world music olarak tarif edilen tür olmadığını, dünyanın değişik köşelerinden melodileri ve ritimleri bir araya getirip modern fonda sunduklarını belirtiyorlar. Müziklerinin en önemli özelliklerinden çeşitliliği ise grubun tüm üyelerinin farklı kültürel, müzikal köklerden gelmelerine bağlıyorlar. "Örneğin ben" diyor Forbes "Pop-rock kökenliyim, Thomas klasik müzik kökenli ve yıllardır piyano çalıyor. Grubun diğer üyeleri de birbirinden farklı sanatsal kökenlere sahip ve bu farklılık yaptığımız müziğe yansıyor". Onlara göre bu çeşitlilikte Amerika'daki kültürel 'karışıklığın' da büyük payı var. Lauderdale bu anlamda gerçek bir Amerikalı grup olduklarını belirtiyor: "Amerika kültürel olarak büyük bir çeşitliliğe sahip. Ülkede birçok farklı kültür, ulus, etnik grup var. Biz Amerika'nın bu yönünü temsil ediyoruz."

Zeki Müren'den çok etkilenmiş
Onlara Türk müziği dediğimizde ise ilk tepkileri 'Müthiş' oluyor. Lauderdale, Zeki Müren'den çok etkilenirken Forbes udun sesine hayran kalmış. Peki daha önce yeni albümlerine Türkçe bir şarkı koyacaklarını söyleyen grup bunu kesinleştirdi mi? "Hemen hemen kesin" diyor Forbes ve düşündükleri şarkının 'Üsküdar'a gideriken...' yani 'Kâtibim' olduğunu söylüyor. 'Kâtibim'in güzel bir şarkı olduğunu ama kendi tarzlarına uyan başka şarkıları da düşünmelerini öneriyoruz. Heyecanlanıyor ve "Onları bize bildirsene" diyorlar. Lauderdale daha önceki röportajlarından birinde Türkiyeli dinleyicilerine bir e-posta adresi vermiş ve onlardan şarkı önerisi göndermelerini istemiş ancak hiçbir yanıt gelmemiş. O zaman son bir çağrı daha yapalım mı diye soruyoruz. "Harika olur" diyor. Ve Lauderdale e-posta adresini yazıyor bize: thomaslauderdale@hotmail.com. E-mail atanların şarkının sözlerini, tarihini ve kendilerine ulaşım bilgilerini de yazmalarını istiyor.
Arkamızda bekleyen gazeteci sayısı arttıkça röportajı bitirmemiz hususunda yapılan baskı da artıyor. Ancak her fırsatta savaş karşıtı mesajlar veren gruba bir 'siyasi' soru sormadan gitmek de olmaz. Lauderdale'e tam Amerika'da Bush'a ve Irak müdahalesine bakışın ne durumda olacağını soracağız ki kendi başkanının adını duyunca hemen atlıyor ve Türkçe olarak "Bush p.şt" diyor. Karşılıklı gülüşmelerden sonra ekliyor: "Ortada adeta bir çılgınlık söz konusu. Bunda medyanın rolü de çok büyük. Ama diyebilirim ki Amerikalılar başkanlarına ve yaşananlara artık çok daha fazla eleştirel yaklaşıyor".

Her telden her dilden
Pink Martini, piyanist Thomas M. Lauderdale tarafından sivil toplum örgütlerinin gösterilerinde dinleti vermek üzere 1994 yılında Portland, Oregon'da kuruldu. Grubun tüm üyeleri farklı sanat kültürlerinden geliyor. 1997 yılında 'Sympathique' isimli ilk albümüyle tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de hatırı sayılır bir hayran kitlesi elde etmişti. Pink Martini Latin müziği ile klasik müzik ritim ve melodilerinin birleşiminden oluşan ve çoğunlukla İspanyolca, İngilizce, Fransızca, Japonca gibi farklı dillerde seslendirdiği şarkıları ile adeta insanın kanını ısıtıyor.

Radikal 27.03.2005

Müzeyyen Senar ve Zeki Müren dinliyorlar

Grubun kurucularından Thomas Lauderdale, Milliyet’in sorularını yanıtladı.

Barış Yıldırım

Babylon Alaçatı’da dün sahneye çıkan “Pembe” Martini bu akşam da İstanbullular için çalacak. Piyanist Lauderdale, “Piyanoya uyarlayabileceğimiz bir şarkı ararken Müzeyyen Senar ve Zeki Müren dinliyoruz” diyor

Pek çok müzikseverin, Türkiye’de de altın plak alan “Sympathique” ve “Hang on Little Tomato” albümlerinden tanıdığı Pink Martini, son albümleri “Hey Eugene”in Avrupa turnesi kapsamında Türkiye ve KKTC’yi turluyor. Grup, dünkü Babylon Alaçatı konserinin ve bu akşam 15. Uluslararası İstanbul Caz Festivali kapsamında saat 21.00’de gerçekleşecek Açık Hava Sahnesi konserinin ardından, 15 Temmuz’da Kıbrıs’ta olacak.

Kendilerini “müzik arkeologları” olarak tanımlayan sanatçılar, Samuray aşk şarkılarından Fransız şansonlarına pek çok şarkıyı eski plaklardan çıkarıp, günümüz sound’uyla canlandırıyor. Grubun temelleri, Harvard’da tarih ve edebiyat okuyan, klasik müzik piyanisti Thomas Lauderdale ile aynı okulda resim ve tiyatro öğrenimi gören şarkıcı China Forbes tarafından atıldı. ABD’nin Portland kentinde 1994 yılında kurulan, uzun süre çevre ve barınma sorunları gibi konularda bağış toplamak için konser düzenleyen grup, zamanla on iki kişilik bir kadroya ulaştı.

1997 tarihli ilk albümlerindeki “Sympathique” şarkısının Fransa’da hit olmasıyla, grubun ünü dünya çapına yayıldı. Konser öncesi grupla ilgili sorularımızı Lauderdale yanıtladı.

Farklı müzik geleneklerinden etkilenmiş bir grupsunuz; bu çeşitlilik nereden geliyor?
Grup olarak hepimizin edebiyata, şiire ve farklı kültürlere ilgisi var... Aslında Pink Martini ile dünyanın farklı kültürlerinden şarkılar toplayarak, tıpkı bir kokteyl gibi, hepimizin ayrı ama özümüzde aynı olduğu fikrini vurgulamaya çalışıyoruz. İnsanların yaşadıkları aşkların, acıların, sevinçlerin birbirinden farklı olmadığı mesajını, tek bir ulus ütopyasıyla olmasa bile, tek bir grupta insanca duyguları, şarkıları toplayarak vermeye çalıştık...

Amerikalı bir grup olarak, Avrupa piyasasında bu kadar popüler oluşunuzu nasıl açıklıyorsunuz?
Amerikalıların müzik beğenileri Avrupalılardan çok farklı; geleneksel şarkıları, Fransız şansonlarını ya da bir Japon aşk şarkısını Amerikan dinleyicisi çok iyi kavrayamıyor. Oysa Avrupa dinleyicisinin nostaljik, geleneksel, klasik müziklere çok daha fazla ilgisi var... İlk albümümüzdeki şarkılardan “Sympatique”in Fransa’da haftalarca bir numara olması tesadüf değil.

Farklı dil ve dolayısıyla kültürlerden şarkı söyleme beceriniz eleştirmenleri şaşırtıyor. Bu kadar farklı eserlere hakim olabilmek, bir meydan okuma değil mi?
Bu bir meydan okuma değil, bizim motivasyonumuz. Örneğin Arapça şarkıları araştırmaya başladığımız dönemde, terör olaylarından dolayı tüm Araplara karşı haksız önyargılar oluşmaya başlamıştı... Bizim gidip Mısır’da efsane olan bir şarkıcının şarkılarını öğrenmeye çalışmamız, bu önyargılara bir tepkiydi. Şimdi Arapça şarkımızı Yunanistan’dan Fransa’ya, gittiğimiz her ülkede izleyiciler büyük keyifle dinliyor. Önyargıları şarkılarla kırmaya çalışıyoruz.

Eski plaklardan şarkıları canlandırmaya meraklısınız; bu nostaljik araştırmalarda sizi motive eden nedir?
Bizi en çok şarkıların öyküleri motive ediyor; kimi zaman da duyduğumuz eski bir kayıtta şarkı söyleyen kişinin sesindeki duygu... Örneğin Pasion Turca ekibiyle İstanbul’da gezerken, bir kafede eski bir plak kaydında olağanüstü bir kadın sesi duymuştum. Bu kadının sizin ünlü sanatçılarınızdan Müzeyyen Senar olduğunu sonradan öğrendim. Dilini bilmediğim halde, şarkıdaki duygulu söyleyişine hayran olmuştum. Hayranlık uyandıran bir ses, eski bir kayıt, bazen bir şarkı sözü ve özellikle şarkıların öyküleri, bizi motive ediyor...

Türk müziğinde size ilham veren başka isimler var mı?
Türk klasik müziği sanatçılarının eski kayıtlarını dinlemeye devam ediyorum. Özellikle piyanoya uyarlayabileceğimiz bir şarkı ararken en çok Müzeyyen Senar ve Zeki Müren dinliyoruz. Beraber çalıştığımız ekipten Türk arkadaşlarımızla, Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs’taki konserlerimizde, yeni çıkan albümlerden ve şarkılarınızdan birçok ipucu topladık, daha da toplayacağız...

Pink Martini üyeleri, şarkılarıyla kültürel önyargıları kırmaya çalışıyor.

Milliyet 05.07.2008